6/11/2009

SEBASTİAO SALGADO’YU “ANLAMAK”

Siyah matem emziren kadınlarda süt gri biraz, Serra Pelada altın işçileri çıplak siyah yine gök gri beyaz renkli çek fotoğrafı...

Salgado çalışma yöntemleri ile pek çok çağdaşından ayrılan bir yaklaşıma sahiptir. Salgado’ya göre, projelerinde iyi sonuca ulaşmak, fotoğraflanan insan ile kurulan ilişkiye bağlıdır. Bu yüzden Salgado çalışmalarını gerçekleştirirken, fotoğraflayacağı kişiler ile benzer koşullarda yaşar, onların yolculuk ettiği şekilde yolculuk eder. Projeleri genellikle uzun soluklu projelerdir ve bu süre içerisinde tüm giderlerini kendi bütçesinden karşılar. Salgado’nun çalışmalarına geniş bir perspektifle bakıldığında, kendi ideolojisini de fotoğraflarına yansıttığını söylememiz mümkündür. Other Americans’da Amerika kıtası ile özdeş olan kıta ile aynı isimli ülkenin karşısında ötekilik, The Workers çalışmasında ise, onun değişi ile milenyumun eşiğinde çalışan ve üreten sınıfın durumunu görebilmekteyiz. Salgado’nun fotoğraf çalışmalarının içeriksel ve biçimsel yapısında Meksika’da temelleri atılan öncüllerinin Riviera, Siqueros ve Orozco gibi ressamların olduğu Meksika Yeni Gerçekçiliği olarak da adlandırılan, ekspresyonist yaklaşımın izlerini görmemiz mümkündür. Seçilen konuların Marksizm ile ilişkisi olması, biçimsel olarak da, kimi zaman göze batacak kadar koyu tonlar ve buna bağlı olarak dışavurumcu etkiler bu paralelliğin izleri olarak görülebilir.

Salgado’nun başarısının diğer bir sırrı da entelektüel birikimini pozitif bir biçimde çalışmalarına yansıtmasıdır. Ekonomi üzerindeki birikimi yoksulluk, üçüncü dünya ve sanayileşme kavramlarına eleştirel yaklaşımını belli bir paradigma içerisine oturtmasını sağlamıştır.


Sebastiao Salgado`nun "öteki" insanları

Salgado insanların fotoğrafını çekiyor. Hasbelkader fotoğraf çekenler ise hayaletlerin fotoğraflarını çekerler.` diyor Uruguaylı yazar Eduardo Galeano. Çaresizlik, umutsuzluk ya da şiddet sahnelerine görmeden baktıkları için görüntüleri hiçbir şey söylemeyen `tüketim toplumu fotoğrafçıları`nın epey uzağına düşer Sebastiao Salgado... Açlığın fotoğrafını çekmeye gittiği Sahel çölünde on beş ay kaldığı ve Brezilya`nın topraksız köylülerini anlattığı kitabından elde ettiği kazancı topraksız köylülerle paylaştığı hatırlanırsa, Salgado`nun fotoğraflarındaki büyünün ardında duyarlı ve sevecen bir yüreğin gizlendiği görülebilir. Mesleğini, fotoğrafladığı insanların yaşam standartlarını düzeltmek için kullanan ve UNICEF`in özel temsilcisi olarak çalışan Salgado`nun, Ara Güler`e hediye ettiği fotoğraflar, 'Ara Güler Koleksiyonu Sebastiao Salgado' adıyla Yapı Kredi Kültür Merkezi`nde sergileniyor. Salgado, Paris`te buluştukları bir gün Ara Güler`e; `Ben seni hep izlerdim, fotoğraflarını da çok severim. Senden fotoğraflarını istiyorum.` der. `Kaç tane verirsen ben de sana o kadar veririm.` diye de ekler. Belgesel fotoğrafın iki ustası arasında geçen bu fotoğraf alışverişinden yıllar sonra, Salgado`nun da onayının alınmasıyla hazırlanan sergide, çoğu artık klasikler arasına girmiş otuzdan fazla fotoğraf yer alıyor. Salgado`nun fotoğrafında `poetik` bir yan var Salgado`nun başarısının sırrı, projelerinin uzun soluklu olmasında ve insanlara yaklaşımında aranıyor bugün. Fotoğraflayacağı kişilerle aynı ortamda uzun süre vakit geçiren, benzer şartlarda yolculuk eden Salgado, artık onlardan biridir. Bir diğer sır da; yoksulluk, sanayileşme ve üçüncü dünya ülkeleri üzerindeki entelektüel birikimini fotoğraflarına yansıtmasında gizlidir. Sergi kataloğunda, Salgado`nun büyülü fotoğrafları üstüne birkaç söz söyleyen yazar Samih Rifat`a göre, Salgado, sanatını Rönesans ressamlarına borçludur ve `Akşam olurken, sokakta, erkeklerin ve kadınların yüzlerini incele; nasıl bir zariflik ve tatlılıkla aydınlandıklarını gözle!` diyen Leonardo da Vinci`nin öğüdünü dinlemektedir. Kimilerine göre, fotoğrafçının Brezilya`nın kuzeyinde, altın peşinde çamura gömülmüş elli binden fazla insanı anlattığı `Serra Pelada` fotoğrafları Dante`nin Cehenneme İnişi`ni anımsatır. Sözü yine Eduardo Galeano`ya bırakalım: `... Bir madenciler ordusu mu bu dağı tırmanan? Firavunlar zamanında piramitleri kıran işçilerin bir görüntüsü mü? Bir karınca ordusu mu yoksa? Karınca ya da kertenkele? Madencilerin derisi kertenkele derisi; gözleri kertenkele gözleri. Yeryüzünün bahtsızları, insana özgü bir hayvanat bahçesinde mi yaşıyorlar burada?` Haluk Çobanoğlu: Salgado sefaleti estetize etmekle eleştiriliyor Salgado fotoğraflarında insanın varoluşuna, özüne olan güveni ve övgüyü görürsünüz. Kendine özgü, benzersiz, destansı fotoğraf dili, insana olan sevgisiyle tamamen örtüşür. Fotoğraf tarihi boyunca yaşadığı çağı ve insanına ait konuları farklı coğrafyalarda ele alıp, bu kadar uzun süreli belgeleyen ikinci bir fotoğrafçı yoktur. Salgado foto-röportajlarının en bilinen örneklerinden biri olan Kuwait/Apocalypse in Oil için yedi bin kare fotoğraf çekildiğini düşünürsek, mirasın büyüklüğü çarpıcıdır. Üreten ve paylaşan Sebastiao Salgado, günümüz medyasının yarattığı akıntıya karşı duran işleriyle kimi eleştirmenlerce `fazla estetik` bulunur. Geçtiğimiz yüzyıl boyunca kaynaklarını toplumcu düşünceden alan muhalif yaratıcıların tümünü kaba ve niteliksiz işler üretmekle suçlayan dokuz köyün tellalı, bu kez toplumcu geleneğin temsilcisi Salgado`yu sefaleti estetize etmekle eleştiriyor. Evet, sonunda onlar için bir ilerlemeden söz edebiliriz! Ne gam! Yaşasın onuncu köy!

Kalem yerine ışığı kullanan bir şair; Sebastiao Salgado (1944 - )



“Kimsenin fotoğraflarımdaki ışığı veya renklerin paletini takdir etmesini istemiyorum. Fotoğraflarımın insanları tartışmaların içine sürüklemesini, ses getirmesini ve insanları bilgilendirmesini istiyorum.”

Sebastiao Ribeiro Salgado 8 Şubat 1944 tarihinde Brezilya’nın Sao Paulo’ya bağlı Aimores isimli küçük bir köyünde sekiz çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya geldi ve ailedeki tek erkek çocuktu. Sao Paulo’da ekonomi okudu. 1968 yılında A.B.D.’de ekonomi yüksek lisansına başladı. Mezun olduktan sonra, 1968’den 1969’a kadar Brezilya Maliye Bakanlığı için çalıştı. Siyasi nedenlerle ülkesini terk edip eşiyle Paris’e yerleşti. 1969-1971 yılları arasında Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’nde ekonomi doktorasını tamamladı. Ekonomist olarak şirketlerde çalışmaya başladı.

Hayatını değiştirecek olay, o dönem çalıştığı bir kahve şirketinin onu Afrika’daki kahve plantasyonlarında üretimi kontrol etmek amacıyla Afrika’ya yollamasıdır. Mimar olan eşinden ödünç aldığı fotoğraf makinesi ile Sahel bölgesindeki kuraklığı fotoğraflayarak otuzlu yaşlarında fotoğrafla tanıştı. Karısının küçük fotoğraf makinesi ile çektiği fotoğrafları gördükten sonra asıl yapmak istediği işin fotoğrafçılık olduğuna karar verdi. Yine aynı yıl Sygma ajansına girdi, 1975-1979 yılları arasında da Gamma ajansı için çalıştı.

Daha sonra Avrupa’daki göçmen işçilerin fotoğraflarını çekti. 1977’den itibaren dünyanın farklı bölgelerindeki uzun soluklu projelere başladı. 1979’da daha sonra ekonomik krizden kurtulmasına vesile olacağı Magnum ajansı üyeliğine seçildi. ABD başkanı Reagan’a düzenlenen suikast girişimini fotoğraflaması hem ona uluslararası ün kazandırdı hem de ajansını yaklaşık on yıldır sürmekte olan ekonomik krizden kurtardı.

1977-1984 yılları arasında, kendi memleketi, Latin Amerika’yı gezerek “Other Americans / Öteki Amerika (1986)” adlı albümünü hazırladı. Derin düşünceler sonucu ortaya çıkan bu eserinde Salgado, Hintlilerin ve onların torunları olan Meksikalı ve Brezilyalı köylülerin kültürleri ve onların bitmeyen direnişlerini anlatmıştır.

1980’lerin ortalarında, 15 ay boyunca Fransız Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü ile birlikte Afrika’nın kuraklık çeken Sahel bölgesini gezdi. 1986 yılında bu en derin acılarında saygınlığını ve sabrını yitirmeyen insanları anlattığı “Sahel: L’Homme en Détresse / Sahra: Izdırap İçindeki İnsan(1986)” adlı çalışmasını hazırladı.

1986 ve 1992 yılları arasında o ana kadarki en büyük projesi olan “Workers / İşçiler(1993)” üzerinde çalışmaya başladı. Salgado, bu albümü hazırlarken 26 ülke gezerek geniş çaplı bir işçi profili çıkarttı. Çalışmasının genel yapısına bakıldığında Salgado’nun, albümü üç temel bölüm üzerine inşa ettiği görülmektedir. Tercih edilen ülkelerde bu bölünmeyi dolaylı olarak yansıtmaktadır. Fransa gibi sanayisi gelişmiş ülkelerdeki işçilik, Rusya gibi eski doğu bloğu ülkelerde sanayileşmiş ancak görece olarak eski teknolojiye dayalı işçilik ve üçüncü dünya ülkelerinde genellikle tarıma dayalı işçilik.

1997 yılında ise Brezilya’da topraklarının geri verilmesi için mücadele eden köylüleri fotoğrafladığı “After Terra: Struggle of The Landless/ Yurtsuzların Mücadelesi(1997)” çalışmasını gerçekleştirdi ve albümleştirdi.

Yine altı yıl süren bir diğer önemli albümünün adı da, 41 ayrı ülkeyi arşınlayarak ürettiği vatansız insanların, göçmenlerin, mültecilerin ve çocuklarının portrelerinden oluşan “Migrations and The Children (2000)”.“Migrations” albümünü, “Workers” çalışmasının bir devamı olarak görüyor Salgado, tıpkı bir kitabın 2. bölümü gibi... Bu projenin kendisi için önemi büyük, çünkü zaman içinde küçük bir köyden, kasabaya, oradan şehre göç etmiş, daha sonra ülkesini değiştirmiş bir göçmen kendisi de. Dünya nüfusunun insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir kısmının şehirlerde yaşadığı günümüzde, başka kültürler, alışkanlıklar, hayatlar arasında ayakta kalmaya çalışan göçmenlerin cesaretini çok saygın buluyor Salgado; gittikleri yerlere taşıdıkları kendi renkleri ise insanlık adına zenginleştirici, devrim niteliğinde bir kaynaşma...

Salgado Migrations albümünün giriş bölümüne “Her şeyden çok, insan ırkının bir olduğuna inanıyorum. Renkte, dilde, kültürde, ve imkanlarda farklılıklar olabilir, ama insanların duyguları ve verdikleri tepkiler her yerde benzerdir. İnsanlar ölümden kurtulmak için savaştan kaçıyorlar, servetlerini arttırmak için göç ediyorlar, yabancı topraklara yeni yaşamlar inşa ediyorlar, çok zor şartlara, sıkıntılara alışmak zorunda kalıyorlar...” diye yazmıştır.

Milyonlarca göçmen, mülteci ve evsizle bu kadar yakından ilgilenen Brezilyalı Sebastião Salgado 7 yılda 47 ülkeyi fotoğrafladı. Peki, neden? "Umudum, birey, grup veya toplum olarak milenyumun eşiğinde zor durumdaki insanların acılarına son vermemiz. En basit haliyle, bireycilik, bencillik felakete dönüşmektedir. Bir arada var oluşumuzun yeni rejimini yaratmalıyız.”

“Umarım Migrations sergimi ziyaret edenler, fotoğrafları görmeden önce ve gördükten sonra artık aynı kişi olmayacaklardır. İnanıyorum ki ortalama bir insan bile çok büyük yardımlarda bulunabilir, illa ki maddi yardım ile değil, bu kavganın bir parçası olarak, katılarak, gerçekten Dünya’da neler olduğuyla yakından ilgilenerek.”

Salgado 2002 itibari ile çocuk felcinin kökünü kazımak için gerçekleştirilen evrensel kampanyayı fotoğrafladığı belgesel çalışmasını tamamlamıştır. Salgado bu çalışmayı gerçekleştirmek amacı ile Somali, Sudan, Hindistan, Kongo ve Pakistan gibi ülkeleri gezmiştir.

Salgado, önce Afrika’nın Sahra bölgesindeki kuraklığı sonra da Avrupa’daki göçmen işçileri fotoğrafladı. Bu belgesel çalışması ile çok önemli bir ödül kazandı. Latin Amerika’daki topraksız köylüleri anlatan “Öteki Amerika” adlı çalışması Paris’te Kodak ödülünü, “Sahra: Izdırap İçindeki İnsan” çalışması Arles, Fransa’da düzenlenen “Yılın En İyi Fotoğraf Kitabı” ödülünü kazandılar. Bir Aperture yayını olan “An Uncertain Grace”, 1990 yılında büyük beğeniyle yayınlandı. Birçok adaya rağmen insan fotoğrafçılığı üzerine “W. Eugene Smith Bağışı’nı” kazandı ve New York’taki International Center of Photography tarafından “Yılın Fotoğrafçısı” seçildi. Çalışmaları Dünya’nın birçok yerinde sergilendi.

“Dünya çapında fotoğraflar çekiyorum ve tüm Dünya’ya göstermek istiyorum. Bütün hikâyelerim küreselleşme ve ekonomik liberalleşme üzerine: Günümüz dünyasında insanın durumunun örneği.”

Belgesel fotoğrafın 20. yüzyılın son çeyreğindeki bu en önemli temsilcisi, dünya çapında yakaladığı büyük başarı ve saygınlığı fotoğraflarının yanı sıra, çalışma yöntemleri ve hayat karşısındaki duruşuyla da kazandı.

Salgado’ya göre, projelerinde iyi sonuca ulaşmak, fotoğraflanan insan ile kurulan ilişkiye bağlıdır. Bu yüzden Salgado çalışmalarını gerçekleştirirken, fotoğraflayacağı kişiler ile benzer koşullarda yaşar, onların yolculuk ettiği şekilde yolculuk eder. Projeleri genellikle uzun soluklu projelerdir ve bu süre içerisinde tüm giderlerini kendi bütçesinden karşılar. Her bir projesi en az beş altı yıl sürüyor, kendini fotoğrafladığı insanlardan biri gibi hissedene kadar fotoğraf çekmiyor çünkü. Hindistan’daki tuğla işçilerinden, İspanya sahilindeki Vigo kasabasında endüstriyel balıkçılığa direnen balıkçı ailelerine kadar az çok onların bir parçası olana kadar onlarla birlikte yaşıyor önce.

“Ben onlara hayatım hakkında bir şeyler anlatıyorum ve onlar da kendilerininki hakkında bir şeyler anlatıyorlar, fotoğrafların kendisi buzdağının görünen sadece küçük bir kısmı.” diyen Salgado onlardan biridir adeta...

Mesleğini fotoğrafladığı insanların yaşam standartlarını ve çevre koşullarını düzeltmek amacıyla kullanan fotoğrafçı, UNICEF’in özel temsilcisi. Çektiği fotoğrafların önemli bir kısmını Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’ne bağışlayan Salgado, Dünya Sağlık Örgütü, Mülteciler Yüksek Komiserliği, Uluslararası Af Örgütü ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’yle de işbirliği yapıyor.

Dünya çapında tanınan fotoğrafçı ve ‘ilgili fotoğrafçılık’ geleneğinin bir parçası olan Sebastião Salgado yaşamı boyunca birçok büyük fonografik ödüle layık görülmüş ve başarıları dünyanın çeşitli yerlerinden kurumlar tarafından ödüllendirilmiştir. 1994 yılında kendisini ve çalışmalarını temsil eden Amazonas Images adındaki kendi ajansını kurdu. Halen çoğu kitabını ve sergilerini tasarlayan, ortağı ve karısı Lélia Wanick Salgado ile Paris’te yaşamaktadır, 2 oğulları var.