6/11/2009

Sebastiao Salgado`nun "öteki" insanları

Salgado insanların fotoğrafını çekiyor. Hasbelkader fotoğraf çekenler ise hayaletlerin fotoğraflarını çekerler.` diyor Uruguaylı yazar Eduardo Galeano. Çaresizlik, umutsuzluk ya da şiddet sahnelerine görmeden baktıkları için görüntüleri hiçbir şey söylemeyen `tüketim toplumu fotoğrafçıları`nın epey uzağına düşer Sebastiao Salgado... Açlığın fotoğrafını çekmeye gittiği Sahel çölünde on beş ay kaldığı ve Brezilya`nın topraksız köylülerini anlattığı kitabından elde ettiği kazancı topraksız köylülerle paylaştığı hatırlanırsa, Salgado`nun fotoğraflarındaki büyünün ardında duyarlı ve sevecen bir yüreğin gizlendiği görülebilir. Mesleğini, fotoğrafladığı insanların yaşam standartlarını düzeltmek için kullanan ve UNICEF`in özel temsilcisi olarak çalışan Salgado`nun, Ara Güler`e hediye ettiği fotoğraflar, 'Ara Güler Koleksiyonu Sebastiao Salgado' adıyla Yapı Kredi Kültür Merkezi`nde sergileniyor. Salgado, Paris`te buluştukları bir gün Ara Güler`e; `Ben seni hep izlerdim, fotoğraflarını da çok severim. Senden fotoğraflarını istiyorum.` der. `Kaç tane verirsen ben de sana o kadar veririm.` diye de ekler. Belgesel fotoğrafın iki ustası arasında geçen bu fotoğraf alışverişinden yıllar sonra, Salgado`nun da onayının alınmasıyla hazırlanan sergide, çoğu artık klasikler arasına girmiş otuzdan fazla fotoğraf yer alıyor. Salgado`nun fotoğrafında `poetik` bir yan var Salgado`nun başarısının sırrı, projelerinin uzun soluklu olmasında ve insanlara yaklaşımında aranıyor bugün. Fotoğraflayacağı kişilerle aynı ortamda uzun süre vakit geçiren, benzer şartlarda yolculuk eden Salgado, artık onlardan biridir. Bir diğer sır da; yoksulluk, sanayileşme ve üçüncü dünya ülkeleri üzerindeki entelektüel birikimini fotoğraflarına yansıtmasında gizlidir. Sergi kataloğunda, Salgado`nun büyülü fotoğrafları üstüne birkaç söz söyleyen yazar Samih Rifat`a göre, Salgado, sanatını Rönesans ressamlarına borçludur ve `Akşam olurken, sokakta, erkeklerin ve kadınların yüzlerini incele; nasıl bir zariflik ve tatlılıkla aydınlandıklarını gözle!` diyen Leonardo da Vinci`nin öğüdünü dinlemektedir. Kimilerine göre, fotoğrafçının Brezilya`nın kuzeyinde, altın peşinde çamura gömülmüş elli binden fazla insanı anlattığı `Serra Pelada` fotoğrafları Dante`nin Cehenneme İnişi`ni anımsatır. Sözü yine Eduardo Galeano`ya bırakalım: `... Bir madenciler ordusu mu bu dağı tırmanan? Firavunlar zamanında piramitleri kıran işçilerin bir görüntüsü mü? Bir karınca ordusu mu yoksa? Karınca ya da kertenkele? Madencilerin derisi kertenkele derisi; gözleri kertenkele gözleri. Yeryüzünün bahtsızları, insana özgü bir hayvanat bahçesinde mi yaşıyorlar burada?` Haluk Çobanoğlu: Salgado sefaleti estetize etmekle eleştiriliyor Salgado fotoğraflarında insanın varoluşuna, özüne olan güveni ve övgüyü görürsünüz. Kendine özgü, benzersiz, destansı fotoğraf dili, insana olan sevgisiyle tamamen örtüşür. Fotoğraf tarihi boyunca yaşadığı çağı ve insanına ait konuları farklı coğrafyalarda ele alıp, bu kadar uzun süreli belgeleyen ikinci bir fotoğrafçı yoktur. Salgado foto-röportajlarının en bilinen örneklerinden biri olan Kuwait/Apocalypse in Oil için yedi bin kare fotoğraf çekildiğini düşünürsek, mirasın büyüklüğü çarpıcıdır. Üreten ve paylaşan Sebastiao Salgado, günümüz medyasının yarattığı akıntıya karşı duran işleriyle kimi eleştirmenlerce `fazla estetik` bulunur. Geçtiğimiz yüzyıl boyunca kaynaklarını toplumcu düşünceden alan muhalif yaratıcıların tümünü kaba ve niteliksiz işler üretmekle suçlayan dokuz köyün tellalı, bu kez toplumcu geleneğin temsilcisi Salgado`yu sefaleti estetize etmekle eleştiriyor. Evet, sonunda onlar için bir ilerlemeden söz edebiliriz! Ne gam! Yaşasın onuncu köy!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder